Buradasınız: Haberita » Köşe Yazıları » Sorun Sende mi Bende mi Onda mı?

Sencer Girgin

Sencer Girgin

Herkesin yorum yaptığı en önemli konulardan biri üniversitelerden yeni mezun olan gençlerin gerekli yeterliliğe sahip olmamaları. Hemen sorun o gencin üzerine yıkılır ve tabiri caizse karşıya geçilir. Halbuki sorun bir hatta bir kaç nedene bile bağlanamayacak kadar büyük bir mevzu.

Ben temel olarak öğrencinin kendisi, akademisyenler, bölümlerin imkanları, aileden alınan ve üniversite öncesi eğitim olarak 5’e ayırıyorum. Bunları tek tek izah etmeye çalışacağım.

Sondan başa doğru gidelim. Üniversite öncesi eğitimi tek kelime ile “Ezber” olarak tanımlanabilir. İlkokuldan başlayan ortaokulda devam eden lisede sonlanan sosyalliğin sıfırlanarak at yarışı gibi bir eğitimden sonra öğrenciden süper sorgulayıcı bir üniversite öğrencisi beklemek doğru olmaz kanımca. Bir hikayeden bahsedeceğim. Papatya hikayesi. İlkokulda öğrenci çok hayalperest hep kendi istediği resmi çizmek istiyormuş, öğretmeni tahtamdaki papatya çizilecek diyerek çocuğun hayal gücünü yok etmiş. En sonunda çocuk o papatyayı çizmiş. İşte üniversitelere çoğunlukla hayalleri ellerinden alınmış gençler geliyor.

Aileden alınan eğitimi de tek kelimeyle “nesil farkı” olarak tanımlanabilir. Aile içerisinde bazen anlaşmazlıklar yaşanabiliyor fakat bunlar normal şeyler. Bu anlaşmazlık baskıya dönüşürse özellikle de kızlar için işin içinden çıkılmaz hale geliyor. Halbuki belli özgürlükler çocuğa verilse, balığı tutmak öğretilse, o genç çok daha farklı olur. Aileler çocuklarını mecazi anlamda denize atmak zorunda, çocuklarını boğulacakken kurtarmalılar. Bu sayede o genç yaşamın değerini ve sağlıklı olmanın değerini anlayacaktır. Başta dediğim gibi nesil farkını ne kadar aşabilen aileler var ise toplum da o kadar sağlıklı oluyor.

Üniversitelerde bölümlerin imkanları çok yetersiz. 3 öğrenciye bir bilgisayarın düştüğü bölümler var, bu da eğitim kalitesini düşürüyor. Arkadaşım Amerika’da üniversitede uçakla fotogrametrik alım yapıldığını söylemişti. Buna bakınca imkanlarımız karşılaştırılamaz bile.

Akademisyenlerin olabildiğince yardımcı olmaya çalıştığını düşünüyorum. 30 öğrenciye 1 akademisyenin düştüğü bir zamanda ne kadar akademisyenlerde hata aranır bilemiyorum ama tabii ki yanlış gördüklerimi ifade edeceğim. Birincisi sadece slayt okunarak ders anlatılmasına karşıyım. İnteraktif ders olmak zorunda. Eğer yüksek lisans yapmasaydım buna erişemeyecektim. Hoca sadece slaytlara hatırlatıcı kelimeler koymalı, oradan okumamalı. Hocalar olabildiğince öğrenciye yol göstermeli. Burada çok eksiklikler var. Hala 1990 yılında yayınlanan kitapların kullanıldığı bölümler var. Güncellenmeli, her sene ders notları yenilenmeli.

Son olarak öğrencinin kendisini konuşalım. Öğrenci tüm bu nedenlerden dolayı gerekli yeterliliğe sahip olarak mezun olamıyor. Sivrilebilmek için gözleri açık olmalı. Öğrencinin kendi fırsatını kendisi yaratması lazım. Öğrenci üniversite yaşamında derslerini ihmal etmeden sosyal olmalı. Stajlarını staj yapmak için değil bir şeyler öğrenmek için yapmalılar. Gerekirse yarı zamanlı çalışmalılar. İngilizcelerini geliştirmeliler. 2,75’in altında ortalama getirmemeliler. CAD ve CBS mantığını bilmeliler. Programlama bilirseler zaten bütün halkalar oturmuş olur. Böyle bir kişi başarıya ulaşır zaten. Yani öğrenci arkadaşlarım, üstteki 4 sorun da olsa olay sizde bitiyor. Elinizdeki fırsatları kullanıp kendi yönünüzü kendiniz belirlemelisiniz. Ancak o zaman gereken özgüvene ve yeterli donanıma sahip olabilirsiniz.

Yani sorun hem sende hem bende hem onda. Hep beraber değişmeli ve gelişmeliyiz.

Saygılar.

Telif Hakkı: © 2010 - 2017 Haberita - Tüm hakları saklıdır.